<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TamSağlık &#124; Sağlık, Sağlık Haberleri, Hastalıklar, Diyet</title>
	<atom:link href="http://www.tamsaglik.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tamsaglik.net</link>
	<description>Sağlık, diyet, kanser, AIDS, gebelik, beslenme, ilkyardım, cinsel yaşam ve estetik hakkında bilgiler yer alıyor.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Oct 2011 10:53:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Veba</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/veba.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/veba.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2011 10:53:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=244</guid>
		<description><![CDATA[VEBA Veba, Pasteurella pestis adlı bakterilerin yolaçtığı bir kemirici hayvan hastalığıdır. İnsanlara, ancak raslantısal olarak, evlerdeki kemiricilerin üstünde yaşayan mikrop bulaşmış pireler tarafından sokulurlarsa bulaşır. Bu durumda veba, bir in-san-hayvan hastalığıdır. Bulaşma biçimi ve belirtileri farklı 2 veba ayırdedilir: — yalnızca fare pirelerinin sokmasıyla bulaşan hıyarcıklı veba; — veba etkeni bakterilerin doğrudan solunum yollarına girmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VEBA</strong><br />
Veba, Pasteurella pestis adlı bakterilerin yolaçtığı bir kemirici hayvan hastalığıdır. İnsanlara, ancak raslantısal olarak, evlerdeki kemiricilerin üstünde yaşayan mikrop bulaşmış pireler tarafından sokulurlarsa bulaşır. Bu durumda veba, bir in-san-hayvan hastalığıdır. Bulaşma biçimi ve belirtileri farklı 2 veba ayırdedilir:</p>
<ul>
<li>— yalnızca fare pirelerinin sokmasıyla bulaşan hıyarcıklı veba;</li>
<li>— veba etkeni bakterilerin doğrudan solunum yollarına girmesi sonucu oluşan birincil akciğer vebası; bulaşma, akciğer vebasına yakalanmış hastanın balgam aracılığıyla olur. Aktarılmasında pirelerin hiç rolü yoktur.</li>
</ul>
<p>Septisemili denilen biçim, hıyarcıklı vebanın bir ihtilatıdır.<br />
Veba çok eski çağlardan beri bilinmektedir. İlk veba odağının Orta Asya&#8217;da, Himalaya dağlarında bulunduğu, orada kış uykusuna yatan hayvanlarda (köstebek) barındığı sanılmaktadır.<br />
Bu odaktan birçok dünya çapında salgın çıktı. VI. yüzyılda Justinianus vebası Avrupa nüfusunun 1/4&#8242;ünü yoketti. XIV. yüzyılda başlayan salgın (kara veba) Avrupa&#8217;da özellikle Londra (1665) ve Marsilya&#8217;yı (1720) etkileyerek, 25 milyondan fazla insanın ölümüne yolaçtı. Son dünya salgını 1894&#8242;te<br />
1448 Kanton&#8217;da (Çin) başladı, 180 000 kişinin ölümü yolaçtı ve denizcilik ilişkileri nedeniyle 1924&#8242;e kadar dünyanın her yanma yayıldı.<br />
Veba, yeryüzüne dağılmış birçok «doğal odak-ta» hâlâ vardır. Özel çevre koşulları, bakteri, pireler ve yabani kemiriciler arasında süregelen bir birliğini kolaylaştırmaktadır. Bu odaklarda, süresi değişen belli dönemlerle tek tek hastalanmalara ya da az çok yaygın bölgesel salgınların çıkmasına yolaçan hayvan salgınları görülür. Başlıca odaklar Hindistan&#8217;da, Çin&#8217;de, Sibirya&#8217;da, Moritanya&#8217;da, Güney Afrika&#8217;da, Kongo&#8217;da, Brezilya&#8217;da ve A.B.D&#8217;nin batısındadır.</p>
<p><strong>NEDENLER</strong><br />
Sorumlu etken, bilimsel adı Pasteurella pesti ya da Yersinia pestis olan veba bakterisidir. İkinci adı 1894&#8242;te Hong Kong&#8217;ta basili elde eden Yersin&#8221; den gelir. Yumurtamsı, hareketsiz, Gram nega iki kutbu boyanan, alışılmış besiyerlerinde kola] ca üretilebilen bir çomakçıkdır. Cesetler üstünde 10 gün kadar, pire dışkısmdaysa çok daha uzun re etkinliğini korur. Yaban hayvanlarının yeraltındaki yuvalarında aylarca canlı kalabilir.<br />
Kobayda çok kolay hastalık yapar. Bulaşmış (vebalı) bir organ parçası, tüyleri koparılmış j da traş edilmiş bir kobayın derisine sürülürse, hayvan hemen mikrop alır.<br />
Bakteri, güçlü bir iç toksin salgılar. Hastalığa her iki biçiminde de gözlenen zehirlenme belini lerinin ciddiliğinden bu toksin sorumludur. Hıyarcıklı veba ya da akciğer vebası olmasına göre salgın nitelikleri öylesine farklıdırlar ki, hastalığın her iki biçiminin incelenmesinde ayrı ayrı gözden geçirilmeleri gerekir.</p>
<p><strong>ÇEŞİTLİ BİÇİMLER</strong></p>
<p><em><strong>Hıyarcıklı veba</strong></em><br />
Veba, türleri ülkelere göre değişen yabani kemiricilerde barınır: Sibirya ve Çin&#8217;de köstebek; Afrika&#8217;da tarlafaresi; Kaliforniya&#8217;da yer sincabi; v.b. Dünyada bu kemiricilerin bulunduğu ve vebanın kökleştiği birçok doğal odak vardır. Hayvanlar, pireleri aracılığıyla ya da mikroplu yeraltı yuvalarıyla temas ederek mikrobu alırlar.<br />
Bakteriyi taşıyan yabani kemiricilerin, insanlar arasında da yaşayabilen farelerle temas etmesi olanağı vardır. Böylece, insan barınakları yakınında, insanlar arasında bir salgına yolaçabilecek hayvan salgınları oluşur.</p>
<p><em><strong>Pirenin rolü</strong></em><br />
Hıyarcıklı veba, ambar faresi, kara fare (Rat-tus rattus), lağım faresi (Rattus Norvegicus) gibi farelerden bulaşır. Hastalığın aktarılmasında ana rolü, insanda da asalak yaşayabilen bir fare piresi (Xenopsylla cheopis) oynar. Vebanın aktarılmasındaki rolü, 1898&#8242;de Simond tarafından ortaya konmuştur.<br />
Pire, hastalıklı bir fareyi ya da çok ender bir durum olarak bir hastayı (septisemili olması koşuluyla) soktuğunda, bakteriler pirenin emdiği kanda çoğalırlar. Bunun sonucu, pirenin yemek borusunu tıkayan bir «tıkaç» oluşmasıdır. Bu «tıkanmış» pire yeni bir konağı soktuğu zaman, emdiği kan, tıkaçla temasta bakteriyi alır ve yaraya geri döner. Böylece bulaşma olur. Yalnızca anatomik yapısı «tıkanma»ya elverişli pireler veba bulaştı-rıcıdırlar.<br />
Pireler sürekli olarak fare kürkünde yaşamazlar. Kan emdikten sonra, ısı ve nem koşulları elverişliyse serbest kalırlar. Bu durumda, evdeki tozlarda, kulübelerdeki kumlarda yaşarlar ve yalınayak yürüyen insanlara bakteriyi bulaştırırlar.</p>
<p><strong>Teşhis</strong><br />
Hastalık, bulaştıncı sokmadan sonra 2-6 gün içinde ortaya çıkar. Çok ciddi durumlarda, kuluçka 48 saatten bile kısa sürebilir. 6 günlük ara kavramı, uluslararası korunma konusunda, kuşkulu kişilerin en uzun karantina süresi olarak benimsenmiştir.<br />
Hastalık apansızın başlar. Ateş birkaç saatte 40°C&#8217;a çıkar. Hastada ciddi zehirlenme, enfeksiyon<br />
Delirtilen görülür. Sarhoş gibi sendeler, huzursuzdur, saçma sapan konuşur. Bilincini koruyorsa, bir lenf düğümü alanına uyan bir bölgede şiddetli ağrılardan yakınır. Bilinçsizse, sistemli muayene, niteleyici «hıyarcık»m bulunmasını sağlar.<br />
Hıyarcık, dokunulduğunda son derece ağrıyan, çevresi ödem ve iltihap bölgesiyle çevrilmiş bir lenf düğümü ya da lenf düğümleri topluluğu kütlesidir. Hastaların yüzde 70&#8242;inde, hıyarcık kasıktadır. Ayrıca koltukaltında, daha seyrek olarak da boyunda görülür.<br />
Ateş, huzursuzluk, bilinç yitimi ve sayıklama günlerce sürer; bu arada, iltihaplı lenf düğümü büyür. Nabız hızlı, atardamar basıncı düşüktür. Çoğunlukla kusma ve ishal vardır. Sidikte albümin bulunur. Kan incelemesinde parçalı çekirdeklilerin ağır bastığı bir akyuvar artışı saptanır.<br />
Tedavi edilmeyen hastalar ilk 4-5 günde, hattâ bazen 48 saat içinde kalp-damar yetmezliğiyle (şok) ölür.<br />
Bu zehirlenme-enfeksiyon döneminde çeşitli ih-tilatlar görülebilir:</p>
<ul>
<li>— bazen doku ölümü niteliğinde olabilen deri döküntüleri;</li>
<li>— beyin zarları iltihabı (menenjit);</li>
<li>— çeşitli göz bozunlan (saydam tabaka iltihabı; iris iltihabı; gözün irinli erimesi);</li>
<li>— septisemi.</li>
</ul>
<p>Ama salgın açısından en tehlikeli ihtilat, ikincil zatürredir. Çünkü insandan insana doğrudan bulaşmaya olanak tanır. Belirtileri, daha ilerde inceleyeceğimiz birincil veba zatürresininkiler gibidir.</p>
<p><strong>Tamamlayıcı muayeneler</strong><br />
Veba bakterisinin ayrılması ve tanınması, vebanın en güvenilir teşhis yoludur. Lenf düğümüne iğneyle girilerek (henüz yumuşamamış bile olsa) alınan örneğin yaymayla incelenmesi, niteleyici ço-makçıkları gösterir. Alınan örneğin besiyerine ekilmesi, bakterinin tanınmasını sağlar. İrin, bir kobayın derialtına iğneyle de verilebilir. O zaman kobayda, birkaç günde ölümüne yolaçacak bir veba görülür. Kuşkulu kişide septisemi (kanda bakteri bulunması) varsa, kan ekimi olumlu sonuç verir.<br />
Kan incelemeleri teşhise katkıda bulunabilir, ama özel donatımlı laboratuvarlarda uygulanmaları gerekir. Flüoresan-antikor tekniği ve alyuvar bi-rikişmesi testi, en geçerli incelemelerdir.<br />
Ölüme neden olan hastalığın bilinmediği bir cesette, bakteri aranması gerekebilir. Bu durumda kokuşma mikroplan bulunması, mikrobun ayrılmasını güçleştirir. Yalın bir yöntem, cesetten alınan bir organ parçasının (karaciğer, dalak, kemik iliği) traş edilmiş kobay derisine sürtülmesidir. Kobayın derisi, yalnızca veba bakterisini geçiren bir filtre gibi davranır.</p>
<p><strong>Evrim</strong><br />
Sülfamitler ve antibiyotikler bulunmadan önce evrim, hastaların yüzde 50&#8242;sinde ölümle sonuçlanırdı.<br />
Günümüzde, çok ciddi olmayan biçimlerde, genel belirtiler 5. ya da 6. günden başlayarak düzelir. Hıyarcık yumuşar ve dışa açılarak irini boşalır. Yaranın kapanması 2-3 hafta gerektirir. Bazen fistül (dışa açılan yol) geniş bir yara biçiminde büyür ve iyileşmesi haftalar sürer.<br />
Nekahet dönemi uzun ve bıktırıcıdır. İvegen dönemi atlatan, ama yetersiz beslenen hastalar, daha sonra bir zayıflama ve bitkinlik tablosu içinde ölebilirler.</p>
<p><strong>Ayırıcı teşhis</strong><br />
Ağır bir zehirlenme-enfeksiyon sendromuyla birlikte ağrılı bir lenf düğümü iltihabı, bir salgın döneminde hemen vebayı akla getirmelidir. Teşhis, laboratuvar incelemeleriyle doğrulanır.<br />
Birincil akciğer vebası Nedenler<br />
Doğrudan doğruya insandan insana damlacık enfeksiyonu ile bulaşan bir hastalıktır. Hıyarcıklı vebaya yakalanmış bir kişide soğuk alma etkisiyle ya da veba bakterisinin başka mikroplara bağlı bir akciğer enfeksiyonu odağına yerleşmesiyle (hastalık etkeninin kan yoluyla yayılmasıyla), ihtilat olarak bir veba zatürresi görülebilir. (Ateşli bir bronşit biçiminde başlar ve kısa zamanda, zatür-re görünümüne döner.) Veba bakterisi solunum yollarına açılır açılmaz, hastalık «açık» hale gelir. Ve burun mukozası, göz sümüksel zarları, solunum yolları aracılığıyla kişiye hastalığı bulaştıran tükürük dalgalarıyla dışa saçılır.<br />
Birincil akciğer vebası, yalnızca nispeten soğuk bölgelerde (Mançurya, yüksek Madagaskar yaylaları) görülür. Temasları artıran insanların kalabalık yerlerde yaşamaları ve sağlık koruma önlemlerinin alınmaması, yayılmasını kolaylaştırır. Salgınlar hızla gelişir ve giderek yayılırlar.</p>
<p><strong>Teşhis</strong><br />
Veba zatürresi apansız titremelerle, ateşin hızla 40°C dolayına yükselmesiyle, ağrılı bir soluk dar-lığıyla ve morarmayla başlar. Hasta son derece bitkindir. Dinleme bulguları, hastalığın görünür cid-diliğiyle orantılı değildir. Çoğunlukla akciğer zarında sıvı toplanır. Balgam, alışılmış zatürredekine oranla daha akışkandır; köpüklü, görünümlüdür; parlak, kırmızı kan kapsar.<br />
Sülfamitler ve antibiyotikler bulunmadan önce birincil akciğer vebası hastalarının tümü 3. güne doğru ölürdü. Hastalığın hızla ölümle sonuçlanan boğucu bir biçiminde, bronş felci balgam çıkarılmasını durdurur.</p>
<p><strong>Tamamlayıcı muayeneler</strong><br />
Veba etkeni bakteriler balgamda bol miktarda bulunur; orada gerçek bir doğal üreme alanı bulur. Balgam yaymasının incelenmesi, iki kutbu boyanan bakterinin tanınmasını sağlar. Ama gene de besiyerine ekilerek tanınması gerekir. Pratik bir yöntem, balgamın iğneyle kobaya verilmesidir. Balgamda veba bakterisi varsa, hayvanda kısa sürede ölüme yolaçan bir septisemi görülür.</p>
<p><strong>Ayırıcı teşhis</strong><br />
Salgın dönemleri dışında, hastalığın başka mikroplara bağlı bir zatürreden ya da atipik zatürre-den ayırdedilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Scptisemili veba</strong><br />
Her zaman hıyarcıklı biçimi izleyen ikincil bir hastalıktır; ama hıyarcık oluşmadan önce kötücül bir genel enfeksiyon gibi evrim gösterir. Özellikle çocuklarda görülür. Otopside, klinik muayenede görülmeden geçilmiş bakterili lenf düğümleri bulunduğu saptanır. Çoğunlukla deri ve iç organ ka-namalarıyla birlikte olan bu biçim, eskiden «kara veba» olarak tanımlanmış biçimdir. Ölüm oranı yüzde 100&#8242;e yakındır. Teşhis kan ekimiyle konur.</p>
<p><strong>GENEL TEDAVİ</strong><br />
Sülfamit ve antibiyotikler, vebanın geleceğini bütünüyle değiştirmiştir. Günümüzde, erken tedavi edilen hastalarda ölüm oranı yüzde 10&#8242;un altındadır. Streptomisin ve sülfadiyazinin birlikte kullanılması, en etkili tedavi biçimidir.<br />
Hastalığın ciddi biçimlerinde, antibiyotik dozunun bir bölümü toplardamar içine hidrokorti-zonla birlikte ve ağır ağır verilir. Akciğer vebasında oksijen tedavisi gereklidir. Hıyarcıklı vebada bazen, kendiliğinden dışa açılmayı izleyen deri bozunlarmı önlemek için, irin toplanır toplanmaz hıyarcığı cerrahi girişimle açmak gerekir.</p>
<p><strong>GENEL KORUNMA</strong><br />
Uluslararası yönergelerin zorunlu kıldığı karantina önlemleri, her yeni hastanın bildirilmesini ve kara, deniz ve hava sınırlarının denetlenmesini içerir. Fare ve böceklerle (pirelerle) savaşım, sağlık yetkililerinin görevidir.<br />
Dünya Sağlık Örgütü, kemiricilerle, pirelerle ve saptanmış veba bakterilerinin biyolojik özellikleriyle ilgili soruşturmalar aracılığıyla, doğal odakların sürekli gözetimine büyük önem verir.<br />
Hastalar zorunlu olarak «bulaştırıcı servisleri» nde karantinaya alınırlar. Giysileri girişte pirelerden temizlenir, mikroptan arındırılır. Bakıcı personel aşılanmalıdır. Ayrıca, hastaların odalarında bıraktıkları gömlekleri giyerler ve tükürük damlacıklarının bulaşmasını önlemek için gözleri de koruyan maskeler takarlar. Hastaların balgamları da yokedilmelidir.<br />
Aşılama, öldürülmüş bir aşıyla, 1 hafta arayla 2 iğne biçiminde uygulanır. Koruma süresi 6 aydır ve etkinliği kısmidir. Madagaskar&#8217;da Girard ve Robic tarafından bulunan bir canlı aşı, akciğer vebasına karşı bile daha etkili ve daha uzun süreli bir bağışıklık sağlar.<br />
Hastanın ailesi ve hastayla temas etmiş kişiler, bir hafta süreyle sülfamit alarak etkili biçimde korunabilirler.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong><br />
Veba, Pasteurella pestis bakterisinin neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Yabani kemiricilerde görülür ve birbirlerine pireleri aracılığıyla bulaşır. Yeryüzüne dağılmış doğal odaklarda bulunur. Hastalık çevriminde insan, raslantısal olarak bulunur: Yabani kemiricilerin veba bakterisi bulaşmış pireleri insan çevresinde yaşayabilen farelere geçince, bakteriyi alan fareler hastalığı insana bulaştırırlar.<br />
Veba bakterisi bulaşmış bir pirenin sokması insanda irinli bir lenf düğümü iltihabıyla ve çok ağır zehirlenme-enfeksiyon belirtileriyle nitelenen bir hıyarcıklı veba yapar. Hastada ikincil bir zatürre gelişmesi, balgamı doğrudan çevresine bulaştırmasına ve insandan insana geçirilen birincil zatürre-relere yolaçar. Septisemili veba, görünür hıyarcığı olmayan bir hıyarcıklı veba biçimidir.<br />
Pasteurella pestis&#8217;in özel nitelikleri, irinde, balgamda, kanda saptanmasının kolaylığı ve kobayın deneysel bulaşmaya duyarlığı, vebanın laboratu-varda teşhisini kolaylaştırır.<br />
Eskiden, hıyarcıklı veba- hastalarında yüzde 50&#8242;yi, akciğer vebalarında yüzde 100&#8242;ü bulan ölüm oranı, antibiyotik ve sülfamitlerle erken tedavi sayesinde yüzde 10&#8242;un altına düşmüştür.<br />
Vebadan korunma, hastane önlemlerini (hastaların karantinaya alınması ve tedavileri; bakım personelinin gerekli önlemleri almaları) ve genel sağlık önlemlerini (sınırların denetlenmesi, sistemli aşılama, fare ve sineklerle savaşım) içerir.<br />
İnsan enfeksiyonunun ve salgınların kaynağı olan doğal odaklar, sürekli gözetim altında tutulmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/veba.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/uykusuzluk.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/uykusuzluk.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2011 10:50:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=240</guid>
		<description><![CDATA[UYKUSUZLUK Uykusuzluğun ne olduğunu daha iyi anlamak için, uyku ve uyanıklık durumunu düzenleyen mekanizmaları incelemek gerekir. Bu mekanizmanın anlaşılması, bir yandan uykusuzluk sorununu daha iyi kavramaya, öte yandan bazen uykusuzluğu altetmeyi sağlayabilen tıbbi olmayan çeşitli yöntemleri anlamaya yarar. UYANIKLIK DURUMU Uyanıklık durumu, biri gevşek, öteki gevşemeyen 2 dikkat düzeyi içerebilir. Beyin elektrosu gibi incelemelerle yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>UYKUSUZLUK</strong><br />
Uykusuzluğun ne olduğunu daha iyi anlamak için, uyku ve uyanıklık durumunu düzenleyen mekanizmaları incelemek gerekir.<br />
Bu mekanizmanın anlaşılması, bir yandan uykusuzluk sorununu daha iyi kavramaya, öte yandan bazen uykusuzluğu altetmeyi sağlayabilen tıbbi olmayan çeşitli yöntemleri anlamaya yarar.</p>
<p><strong>UYANIKLIK DURUMU</strong><br />
Uyanıklık durumu, biri gevşek, öteki gevşemeyen 2 dikkat düzeyi içerebilir. Beyin elektrosu gibi incelemelerle yapılan araştırmalarda, gözleri kapalı, dinlenmekte olan bir kişide, genliği 40 jj,V dolayında, frekansı saniyede 9-12 olan dalgalar (alfa dalgaları diye adlandırılır) gözlenmiştir.<br />
Herhangi bir uyarı sırasında, sözgelimi ışıkla uyarmada, hekimlerin durma tepkisi adını verdikleri, kendini dalgaların değişmesiyle gösteren bir olay ortaya çıkar: Dalgaların genlikleri azalır ve frekansları artar (saniyede 14). Bunlara da beta dalgaları denir. Bu uyarının sonunda, yeniden alfa dalgaları çevrimi başlar.<br />
Uyanıklık durumunun taban düzeyi, uyku ile uyanıklık durumunu ayıran yerdir. Ama buradan başlayarak çeşitli düzeyler ayırt edilir. Soulayrac bunu şöyle dile getirmiştir: «Uyanma, uykuda neyse, uyanıklık durumunda dikkat odur».<br />
«Sinirsel yorgunluk» deyiminin anlamını kavramak güçtür. Gerçekten, sinirin kendi yorulmaz, yalnızca sinapsİar düzeyindeki bağlantılarda bir yorgunluk&#8217; olasıdır.<br />
Ama sinir sisteminin işlevi, oksijen değişiklikleri ya da bir kan şeker düzeyi düşüklüğü sırasında bozulabilir. Bunu, dikkati bir yerde toplayamama, kişilik değişiklikleri ve tepki süresinde uzama izler.<br />
Bununla birlikte, sinirsel yorgunluk ile uyanıklık durumu düzeyindeki bir alçalmayı ayırt etmek güçtür. Gerçekten, uyarıların tekrarlanması bir çeşit alışkanlık oluşturur, dolayısıyle de dikkate azalma olur. Kişi aynı uyaranla (sözgelimi bir gürültü) koşullandırıldıktan sonra başka bir uyarının (görsel ya da ağrılı) etkisinde bırakılırsa, dikkatsizlik vardır. Uyanıklık durumu düzeyinin yemeklerden sonra düşmesi, sindirim sistemi uyarılmasının sürekliliğine bağlı olabilir. Yani, gerçek bir yorgunluk sözkonusu değildir.</p>
<p><strong>UYKU</strong><br />
Beyin elektrosu, uyku durumunda da çeşitli evreler bulunduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p><em><strong>Birinci evre</strong></em><br />
Kendiliğinden hareketlerin azaldığı, hiç bir göz hareketinin olmadığı, geniş ve yavaş dalgalı.bir evredir. İçinde birçok dönem ayırt edilir. Her biri 10-20 dakika sürer ve 30-60 dakika olan sonuncusu apansızın durur. Sonra yeniden hareketler belirir. Bu dönemde kalp ve solunum değişiklikleri olur, ama uyanma yoktur. Sonunda bir tür hafifleme olur, ilk döneme dönülür ve yeni bir çevrim belirir. Aynı gecede, 4-6 çevrim vardır.</p>
<p><em><strong>İkinci evre</strong></em><br />
Beyin elektrosunda az voltajlı, zayıf genlikli bir çizgiyle ortaya konur. Birinci evreyi izleyen bu evre süresince hızlı göz hareketleri vardır. Kişiyi u-yandırmak çok güçtür ve düşler sıktır: Kişi uyandı-rılabilirse, çoğunlukla bir düşü anımsar. Birinci evrenin çeşitli dönemleri arasına sıkıştığı sanılan bu evre, birkaç dakikadan yarım saate kadar .sürer ve uykunun 1/5 kadarını temsil eder. Sinir sistemi tarafından yönetilen bir uyku ritmi vardır.<br />
J. Bouton&#8217;un kanıtladığı gibi 2&#8242;şer saatlik uyku dilimleri arasında bir uyanıklık durumu dilimi vardır.<br />
Beklemeden uykuya dalmak için 2 saatlik bir evrenin başını «yakalamak» gerekir; yoksa, içinde bulunulan 2 saatlik evrenin sonuna kadar huzursuzluk olur.</p>
<p><strong>UYKUSUZLUK VE UYKUNUN BİRBİRİNİ İZLEMESİ</strong></p>
<p><em><strong>Günlük ritim</strong></em><br />
Uyku süresince kalp, solunum ve beden ısısı etkinliklerinde bir azalma vardır. Ama bu değişikliklerin, tam anlamıyla uykuya bağlı olmadıkları fark-edilmiştir; çünkü uyunmasa da bunlar olur. O halde özgün, sonradan oluşan ve değişebilen bir ritim<br />
bir alışma dönemini gerektirir; 8&#8242;er saatlik vardiyalar halinde çalışanların çektikleri güçlük ve yorgunluğu açıklar.</p>
<p><em><strong>Uykunun yokluğu</strong></em><br />
Uyanık kalması için bir nedeni olup da uykusuz kalan kişide yapılan ruhsal testler, doyurucudur. Gene de, bellekte bir zayıflama olduğu sanılmaktadır.<br />
Uykunun eksikliğine en güç katlanılan bölümü, voltajı az olan, düşlerin bulunduğu bölümüdür.</p>
<p><em><strong>İlgili merkezler</strong></em><br />
Uyku ve uyanıklık merkezleri, vardır. Sözgelimi, beyindeki retiküler oluşum, uyanık kalmada rol oynar: Uyarıcıdır ve bazıları uyku getiren öteki oluşumları harekete geçirir. Aslında, sözkonusu olanı bir merkez değil, bir merkezler topluluğudur. Gerçekten, üst merkezlerin, göz gibi çevresel alıcı organlar tarafından yollanan uyarıları değiştirebildikleri sanılmaktadır. Yani, iyi bir uyku için üst merkezlere gelen uyarıları ortadan kaldırmak gerekir.</p>
<p><em><strong>Uyku süresi</strong></em><br />
Uyumadığını sanan insanlar çok sayıdadır; oysa beyin dalgalarının beyin elektrosuyla kaydı, genellikle normal olarak uyuduklarını gösterir. Aslında, uykunun birinci tipinin son evresine, yani derin evreye ulaşmamakta, bu nedenle de uyumadıklarını sanmaktadırlar.<br />
Uyku süresi yaşa göre çok değişkendir; süt çor-cuğunda 23 saat olmasına karşılık, erişkinde 8 saate düşebilir. Yaşlı kimseler sık sık ve kısa süreli uyurlar (sözgelimi gün boyunca 5 dönem halinde).</p>
<p>Şekerleme yapmak bazı durumlarda yararlı o-labilir ve sinirleri yatıştırdığı sanılmaktadır. Bütün bu söylediklerimiz bir yana, yorgun uyanan kişiler aslında yorgun değildirler; çünkü, uyku sırasında kalp, solunum, kısacası bütün beden dinlenmiştir.</p>
<p><strong>UYKUSUZLUK KARŞISINDA NE YAPMAK GEREKİR?</strong><br />
Düşüncesiz biçimde uyku ilaçları alınmamalıdır. Bunlar yalnızca hekim öğüdüyle, bir süre için ve ancak uyku dengesi sağlanana kadar kullanılmalıdır.<br />
Uykusuzluğun nedenlerini de aramak gerekir; özellikle gündüz içilenler (kahve, alkol, çay, uyarıcılar), seyredilenler (sinir bozucu filmler, oyunlar, v.b.), alman ilaçlar (C vitamini, uyarıcılar), yatış saatinde bir değişiklik ofup olmadığı, v.b. anımsanmalıdır.<br />
İçinde uyunan oda iyi havalandırılmış olmalı, sıcaklığı çok yüksek olmamalı (18-20°C) ve havası çok kuru (nemlilik derecesi yüzde 40-50 arasında) olmamalıdır.<br />
Yatak iyi olmalıdır. Bazı hekimler baş kuzeye, ayaklar güneye doğru özel bir yatış öğütlerler (yeryüzündeki magnetik alanı gözönünde tutarak). Yatakta gevşemiş olmak gerekir; yastık da çok yüksek olmamalıdır. Ayrıca, yatak ne çok yumuşak, ne çok sıcak olmalı, çok örtü bulunmamalıdır.<br />
Yatak odasında kötü koku olmamalıdır; ayrıca, portakal ağacı çiçeğinin parfümü gibi bazı kokuların uyku etkinliğini kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir (iklimin elverdiği bazı ülkelerde, bu yöntem çok sık kullanılır).<br />
Yatmadan önce son yemek ile yatış arasında belli bir süre (ortalama 2 saat) geçmesini sağlamak gerekir.<br />
Akşam yemeğinde hafif ya da sözgelimi B vitamini içeren yemeklerin (yumurta, balık,- salata) yenmesi öğütlenir.<br />
Yatmadan önce kaynatılmış bir bitki suyu (ıhlamur gibi) içmek öğütlenebilir.<br />
Yatakta, elden gelen en rahat konumu bulmaya çabalamak gerekir. Sol bacağı kıvırıp, eli başın altına koyarak sağ yana yatmak, genellikle uykunun belirmesine yolaçan bir durumdur.<br />
Ayrıca kas kasılmalarını, özellikle sırt kaslarının kasılmalarını azaltmak için yapılan bazı beden eğitimi hareketleri yararlı olabilir.<br />
Sonuçlarsak, uykusuzluk sözkonusu olduğunda, nedenlerini bulmaya çalışmak ve beden, zihin, sağlık koruma koşulları düzeltilerek uyumaya çabalamak gerekir. Bunun dışında, hekime danışılmadan asla uyku ilacı alınmaması ve hekime uykusuzluğun özel görünümlerinin (sıklık, süre, v.b.) iyice anlatılması öğütlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/uykusuzluk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uçuk</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/ucuk.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/ucuk.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2011 10:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alerjik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[uçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[UÇUK Uçuk (Herpes simplex), deri, mukoza ve göl sümüksel zarında kabarcıklar oluşumuna neden olan döküntülü bir enfeksiyon hastalığıdır. «Herpesvirus simplex» adlı bir virüsün etkisiyle olur. Genellikle ağız çevresinde, bazen de yüzde belirir  ve zaman zaman şiddetlenip artan kabarcık derileri biçiminde ortaya çıkar. Bunlara «tekrarlayıcı uçuk» adı verilir. İlk virüs enfeksiyonu genellikle çocukluk döneminde, 5 yaşından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>UÇUK</strong><br />
Uçuk (Herpes simplex), deri, mukoza ve göl sümüksel zarında kabarcıklar oluşumuna neden olan döküntülü bir enfeksiyon hastalığıdır. «Herpesvirus simplex» adlı bir virüsün etkisiyle olur. Genellikle ağız çevresinde, bazen de yüzde belirir  ve zaman zaman şiddetlenip artan kabarcık derileri biçiminde ortaya çıkar. Bunlara «tekrarlayıcı uçuk» adı verilir. İlk virüs enfeksiyonu genellikle çocukluk döneminde, 5 yaşından önce olur. Yeni doğmuş çocuklar altı aylığa kadar hastalıktan korunabilmektedirler;  ama yeni doğmuş çocuklarda tehlikeli uçuk biçimlerine de raslanabilmektedir.<br />
Uçuk enfeksiyonlarının yerleşim merkezleri. Boğazlar en çok yüz, ağız çevresi, el üstleri, yanaklar baetler ve üreme organlarında ortaya çıkarlar.<br />
ilk enfeksiyon çoğunlukla hafif bir boğaz rahatsızlığı biçimindedir; ama merkezi sinir sistemini etkilerse, çocuğun yaşamı tehlikeye girebilir.</p>
<p><strong>NEDENLER</strong></p>
<p><em><strong>Sorumlu etken</strong></em><br />
1912&#8242;de Gruter, insandan aldığı uçuk keseciği sıvısını bir tavşan gözünün saydam tabakasına iğneyle vererek bir saydam tabaka iltihabı oluşturdu. Böylece hastalığın virüs kökenli olduğunu buldu.<br />
«Herpesvirus simplex». adı verilen bu virüsü, ilk olarak VVildy gördü.<br />
Herpesvirus simplex (Herpesvirus hominis), DNA (dezoksiribonükleik asit) yapılıdır; boyu 100-200 mikron arasında değişir.<br />
En çok bulunduğu yer, yeni keseciklerin içidir. Oradan göz saydam tabakasına ve beyne doğru yayılabilir. Üretilmesi çok kolaydır. Ekim ortamlarındaki hücrelerin hacmi artar ve çekirdekte anormal bir öğe (inklüzyon cisimciği) bulunduğu gözlenir. Herpesvirus simplex&#8217;in 2 tipi ortaya konmuştur: 1. tip; 2. tip. Bunlardan ikincisinin üreme organlarına özgü bir virüs olduğu düşünülmektedir. Her iki tip de kan incelemeleriyle ortaya çıkarılabilir. Birincil uçuk enfeksiyonları, kişinin virüsle ilk teması sonucunda gelişir ve olay kanda antikor oluşumuna yolaçar (kompleman bağlayıcı, yansızlaştırıcı antikorlar) .<br />
Birinci enfeksiyon hastaların yüzde 90&#8242;mda belirti vermez. Altı yaş dolaylarındaki çocukların büyük bölümünde ve erişkinlerin yüzde 80&#8242;inde antikorlar vardır. Buna karşın, anneden gelen antikorların etkilerini yitirmeleri nedeniyle, 6 ay &#8211; 2 yaş arasındaki çocukların çok azı hastalıktan koruna-bilmektedir. O yüzden bu dönem, birinci enfeksiyonların en sık ortaya çıktığı dönemdir.<br />
Uçuğun ikinci kez ortaya çıkış nedenleri tam olarak açıklanamamaktadır. Çünkü eskiden oluşmuş antikorların organizmayı enfeksiyondan koruması gerekirken, bu görevlerini neden yapamadıkları anlaşılamamaktadır. Ancak, bir aşıyla duyarsızlaştırmadan elde edilen başarılı sonuçlara dayanılarak, ikinci kez ortaya çıkışta bir alerjinin rol oynadığı ileri sürülmektedir.<br />
Genel hastalıklar (zatürre; soğuk algınlığı), travmalar, aşılanmalar, heyecan ve bazı kadınlarda âdet dönemleri gibi çeşitli olaylar, uçuk enfeksiyonlarının tekrarlamasına yolaçmaktadır.</p>
<p><em><strong>Virüsün etki mekanizması</strong></em><br />
İlk enfeksiyon sırasında virüs, dolaşım yoluyla iç organlara, sinirler yoluyla da merkezi sinir sistemine yayılır. Bu evreden sonra, tekrarlamalar arasında virüsün hücreler&#8217;içine yerleştiği ve kanda dolaşan antikorlar tarafından kısmen etkisiz-leştirildiği düşünülmektedir.<br />
Enfeksiyonun tekrarlamasını açıklayan kurama göre, çeşitli etmenler etkisiyle hücre yapısının bozulması, içinde yerleşmiş virüsün serbest kalmasına yolaçmaktadır. -</p>
<p><em><strong>Bulaşma biçimi</strong></em><br />
Uçuğun l. tipi ağız salgıları ve kesecik sıvıları aracılığıyla bulaşır. İkinci tipin, yani üreme organları bölgelerinde yerleşen virüsün bulaşmasıysa cinsel ilişkiyle olmaktadır. Ayrıca, virüsün organizmaya girmesini küçük bir travmanın kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir.</p>
<p><strong>TEŞHİS</strong><br />
Birinci uçuk enfeksiyonlarının yüzde 90&#8242;mda hiç bir belirti görülmez. Yüzde 10&#8242;unda, birbirlerinden oldukça değişik klinik belirtiler görülür. Sonradan, gizli bir yaşam süren virüsün yeniden et-kinleşerek ikinci enfeksiyona yolaçması, hastalığın deri ve mukozalar üstünde ortaya çıkmasına neden olur.<br />
En tipik belirtileri açıklarken, birinci bir enfeksiyonu mu, tekrarlayıcı bir enfeksiyonu mu yansıttıklarını da belirteceğiz.</p>
<p><strong>Klinik belirtiler</strong></p>
<p><em><strong>Uçuk döküntüsü</strong></em><br />
Tekrarlayan enfeksiyonların en sık raslanan belirtisidir. Kızarmış deri yüzeyi üstünde bir ya da birkaç kesecik grubu ortaya çıkar. Çoğunlukla farklı aralıklarla aynı bölgede oluşurlar. Küçük, yerel bir travmaya ya da genel bir nedene (kadında âdet dönemi, heyecan, bir besin maddesine alerji) bağlıdırlar. Deriyle mukoza arasındaki bölgedeki bozunların sonucudurlar. Çoğunlukla yüz, ağız çevresi, eller, yanaklar, kabaetler ve makat çevresinde görülürler. Bulaşmanın virüsle temas etmiş bir aygıt (sözgelimi iğne) aracılığıyla gerçekleştiği, «parmak uçuğu» adı verilen enfeksiyonlarda da, bozunların evrimi uçuk bozunlarmmkiyle aynıdır. Hasta, önce bölgede bir sızı ya da yanma duyar. Sonra, deri üstünde ortaya çıkan kırmızı bir lekeyi, kesecik izler. Son dönemde oluşan kabuk, genellikle bir iz bırakmadan düşer (yarayla oynan-mamışsa ya da enfeksiyon eklenmemişse). Genellikle, ikinci uçuk enfeksiyonlarında lenf düğümü büyümelerine raslanmaz.<br />
Mukoza üstünde oluşan uçuk bozunlarmdaysa, kesecikler çok kısa sürede çatlayıp açılarak yerlerini ortası gri, çevresi kırmızı yaralaşmalara bırakırlar.<br />
Hastalığın evrimi genellikle iyidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/ucuk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tütün Zehirlenmesine Karşı Ne Yapmak Gerekir ?</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/tutun-zehirlenmesine-karsi-ne-yapmak-gerekir.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/tutun-zehirlenmesine-karsi-ne-yapmak-gerekir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 10:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gerekir]]></category>
		<category><![CDATA[Karşı]]></category>
		<category><![CDATA[Tütün]]></category>
		<category><![CDATA[Yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirlenmesine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[TÜTÜN ZEHİRLENMESİNE KARŞI NE YAPMAK GEREKİR? Sigara içme alışkanlığı, genellikle bir nikotin gereksinimine bağlıdır; ama bu görünümün dışında, sigara içmek tamamlayıcı bir iş, hattâ bir tiktir. Bir yandan bu öğeleri, öte yandan da alışkanlığın genç yaşta başladığını gözönünde tutarak, sigara içmenin tehlikeleri üstüne yaygın bilgi verilmelidir. Gerçekten, tütüne karşı tedavinfn öğeleri, tütüne karşı ilaçlar, filtreler,nikotini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜTÜN ZEHİRLENMESİNE KARŞI NE YAPMAK GEREKİR?</strong></p>
<p>Sigara içme alışkanlığı, genellikle bir nikotin gereksinimine bağlıdır; ama bu görünümün dışında, sigara içmek tamamlayıcı bir iş, hattâ bir tiktir. Bir yandan bu öğeleri, öte yandan da alışkanlığın genç yaşta başladığını gözönünde tutarak, sigara içmenin tehlikeleri üstüne yaygın bilgi verilmelidir. Gerçekten, tütüne karşı tedavinfn öğeleri, tütüne karşı ilaçlar, filtreler,nikotini çıkarılmış sigaralar dışında, herkese tam bilgi verilmesini içerir.</p>
<p><strong>Tütüne karşı ilaçlar</strong><br />
Bu ilaçların uygulamadaki etkililiği tam değildir; ama, bir hastaya tütünü bıraktıracak hekime oldukça önemli bir yardım sağlarlar. Bazıları tütünün bedenden atılmasını hızlandırarak etkir; bazıları vitamin karışımlarıdır; bazılarıysa nikotinin yerini doldurur, dolayısıyle de gereksinimi azaltır.<br />
Sigarayı bırakma isteğinin zamanının seçimi çok önemlidir; kuşkusuz aşırı beden ve kafa yorgunluğu dönemlerinde değil, daha çok tatil, geçici bir hastalık, v.b. sakin bir dönemde sigarayı bırakmak gerekir.</p>
<p><strong>Filtreler ve nikotini çıkarılmış tütün</strong></p>
<p><strong>Nikotinin ve katranların büyük bir bölümü</strong><br />
filtrelerle tutulur; ama bunlar tadı değiştirirler. Nikotinin fabrikalarda çıkarılması genellikle tam değildir ve eksik bir güvenlik sağlar. Sigaranın yarısının ya da üçte ikisinin içilmesi, etkili bir filtre oluşturacak bir tütün uzunluğu bırakır. Üreticiler, yalnızca nikotini azaltmakla kalmayıp.karbon mo-noksit, tahriş edici maddeler ve kansere yol açıcı maddeler kapsamı daha az olan sigaralar yapabilmek için, tütünleri, kağıtları ve filtreleri önemli bir seçmeden geçirmelidirler.</p>
<p><strong>Hekimin yardımı</strong><br />
Son derece önemlidir ve hastayla kurulan ilişkiye bağlıdır.<br />
Hekim, artık sigara içmeme isteği uyandırmak için her türlü nedeni kullanmalıdır: Sağlık nedenleri; mali nedenler; v.b.<br />
Ayrıca hastasına, sigara içmemenin getireceği yararları anımsatmalıdır: Kokuların yeniden algılanmaya başlanması; çevreyi rahatsız etmeyen güzel kokulu soluk; rahatsızlıkların (solunum güçlükleri; öksürük; balgam .çıkarma; bellek yitimi) ortadan kalkması.<br />
Ruhbilimsel yöntemler (elektrik şoku; kötü tat; aşırı nikotin vererek tiksindirme) kullanılmışsa da, günümüzde, grup tedavilerinden daha iyi sonuçla1&#8243; alınmaktadır.<br />
İlk yıl için sonuçlar son derece iyidir (yüzde 70 olumlu sonuç); ama 1 yıl sonunda bu oran azalmaktadır: çünkü eski tiryaki, aslında tütünün çekiciliğine karşı dayanıksızdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/tutun-zehirlenmesine-karsi-ne-yapmak-gerekir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker Hastalığında Ne Yapmak Gerekir?</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/seker-hastaliginda-ne-yapmak-gerekir.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/seker-hastaliginda-ne-yapmak-gerekir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 10:13:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalıtsal Hastalıklar Sendromlar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Yapmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=230</guid>
		<description><![CDATA[ŞEKER HASTALIĞINDA NE YAPMAK GEREKİR? Genel önlemler Perhiz ve ilaç temeline dayanan şeker hastalığı tedavisi çok karmaşıktır. Üstelik bunların yanısıra, kesintisiz günlük gözlem (klinik ve biyolojik) gerektirir. Hekim bir tedavi öngörür, ama buna uymak, perhizi gözetmek, iğneleri yapmak, hapları al- Yukarda, kağıt sidiğe hatırdır, şeker varsa renk değiştirir. Aşağıda, bir aseton testi komprimesi üstüne bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ŞEKER HASTALIĞINDA NE YAPMAK GEREKİR?</strong></p>
<p><strong>Genel önlemler</strong><br />
Perhiz ve ilaç temeline dayanan şeker hastalığı tedavisi çok karmaşıktır. Üstelik bunların yanısıra, kesintisiz günlük gözlem (klinik ve biyolojik) gerektirir. Hekim bir tedavi öngörür, ama buna uymak, perhizi gözetmek, iğneleri yapmak, hapları al-<br />
Yukarda, kağıt sidiğe hatırdır, şeker varsa renk değiştirir. Aşağıda, bir aseton testi komprimesi üstüne bir damla sidik konur. 30 saniye sonra, aseton miktarının renk değişikliğine bakılarak O&#8217;dan 3&#8242;e&#8221; kadar çarpılarla belirtilebilir.<br />
mak ve düzenli olarak birtakım laboratuvar incelemeleri yaptırmak hastanın kendine düşer.<br />
Hastanede ya da özel laboratuvarlarda uygu1-lanan bazı incelemelerin (sözgelimi şeker yüklemesi ve insülin ölçümü) dışındaki, sidikte şeker ve keton cisimleri aramak gibi incelemeleri, hastanın evde yapmasını bilmesi gerekir.<br />
Genel kural olarak, en az ayda bir kez sidik incelemesi yapılır. Bu gözlem, hiç değilse başlangıçta, 24 saatlik (8&#8242;den 8&#8242;e) sidiğin özenle toplanmasını gerektirir. Sidiğin rengi ve miktarı not edilir. Sidikten biraz alınıp, glikoz için klinitest ya da aseton için asetest gibi modern ayıraçlar yardımıyla hr-celem&#8217;e gerçekleştirilir.<br />
Birkaç damla sidik içeren bir tübe, birkaç damla su ve ayıraç hapı eklenir. Birkaç saniye içinde, sidikteki şekerle orantılı bir renklenme belirir. Böylece, tübün rengini, ayıraçla birlikte verilen bir renk ölçeğiyle karşılaştırmak yeterlidir.<br />
Hapların dışında, incelemelerde kullanılan başka yöntemler de vardır: Enzim tepkimelerini ortaya koyan şeritler gibi. Ama yükseltgeyici ya da indirgeyici maddeler bulunmasına bağlı bazı yanlışlara yolaçabilir. Bu yöntemde de sonucun okunması, bir renk ölçeğiyle karşılaştırmaya dayanır. Haplarla olduğu gibi, nicel değil, nitel bir ölçüm sözkonusudur. Yanıt şudur: Az, orta ya da önemli miktarda şeker var.<br />
Sidikte aseton aranması çok kolaydır. Üstüne bir damla sidik damlatılan bir hapla yapılabilir. Burada da, sidik aseton miktarıyla az çok orantılı bir renk gelişir.<br />
Evde yapılan bu incelemelerin dışında, hekim isterse, şeker hastası laboratuvar ya da hastanede düzenli olarak sidik ve kan incelemeleri yaptırır.<br />
Hiç bir olay, hiç bir ihtilat olmasa da, araya 2. bir hastalık girmese de, şeker hastası en az 3 ayda 1 kez hekime görünmelidir.<br />
Şeker hastasının sağlık koruma ve temizlik kurallarına uyması önemlidir-, özellikle enfeksiyonlara açık olduğu için beden temizliğine özen göstermeli, dişlerinin ve ayaklarının durumuna dikkat etmelidir.</p>
<p><strong>Şeker hastalığı ve annelik</strong><br />
Çağdaş tedaviler sayesinde, şeker hastası genç kızlar günümüzde evlenebilmekte., daha sonra da çocuk doğurabilmektedirler.<br />
Ama şeker hastası kadınlarda, hem anne, hem de dölüt açısından gebeliğin bazı tehlikeleri olduğu bilinmelidir.<br />
Hasta için, bulantı ve kusmalar nedeniyle, gebelikte şeker dengesinin kurulması bazen daha zordur. Kan şeker düzeyi düşme tehlikesine sık raslanır.<br />
Çocuk için en büyük tehlike, annenin dölyata-ğmda ölmedir. Bu durumla herhangi bir zamanda, özellikle gebeliğin son aylarında karşılaşılabilir.<br />
Şeker hastası bir kadın, çocuk istiyorsa, özel bir servise danışmalıdır. Günümüzde, bu servislerin çoğu kadına, şeker hastalığı uzun süredir yerleşmeden, bir an önce çocuk yapmalarını öğütlemektedir. Gebelik tarihini elden geldiğince kesin bilebilmeleri için, şeker hastası kadınların, beden ısı eğrilerini gözlemeleri gerekir. Doğum, çocuk ve şeker hastalığı uzmanlarının bulunduğu bir merkezde dikkatli bir gözetimi önerecek bir hekime elden geldiğince erken başvurmaları gerektiğini bilmelidirler.<br />
Böyle bir hastane merkezinden uzak bulunuluyorsa, genellikle gebe kadının hastaneye yatırılması öğütlenir. Yalnızca böyle bir önlemin, hastalığı doğru olarak dengeleyebileceği ve dölütün canlılığını koruyabileceği hastaya anlatılmalıdır.<br />
Doğum genellikle normal süresinden önce, 8. aya doğru başlar ve sezaryen gerekebilir.<br />
Gebeliklerin tekrarı tehlikeyi artırır. Göz ya da böbrek ihtilatlarınm belirmesiyle kendini belli eder hastalığın ilerlemesi de, tehlikeyi artırır.<br />
Günümüzde, bazı merkezlerde özel danışma servisleri vardır ve çiftler ailenin geleceğini, daha doğrusu doğum kontrolü olanaklarını incelerler. Bazı doğum kontrol yöntemleri, şeker hastası kadın için tehlikeli olabilir (doğum kontrol hapları bazen tromboza yolaçabilir; dölyatağı içine konan araçlar bazen enfeksiyona neden olabilir). Daha kesin bazı başka yöntemlerse, ruhsal sorunlara yolaçabilir.<br />
Ayrıca, iki şeker hastasının evlenmesi, çocuğun da şeker hastası olma tehlikesini büyük ölçüde artırır. Hastalığın ortaya çıkmasında kalıtımın rolü yadsınamaz. Aşırı beslenme ya da bir gebelik, ilk belirtilerin ortaya çıkışını hızlandırabilir. Şeker hastası anneden doğan çocuklar, genellikle normal doğum tartısını geçerler ve şişman bir çocuğun doğ1-ması, şeker hastası olabileceğini düşündürür. Anne ve baba şeker hastasıysa, çocukların da şeker hastası olma tehlikesi yüzde 100&#8242;e yakındır; baba şeker hastasıysa, annenin ailesinde de şeker hastaları varsa, tehlike yüzde 50&#8242;dir; her ikisi de şeker hastaları bulunan aileden geliyorlarsa ve şeker hastası kız ya da erkek kardeşleri varsa, tehlike yüzde 25&#8242;tir; baba şeker hastası, anne değilse, tehlike sıfırdır.</p>
<p><strong>Şeker hastalığı ve toplumsal yaşam</strong><br />
Kan şeker düzeyi düşmesinin bir tehlikeye neden olabileceği bazı meslekler dışında, şeker hastaları hemen her işle uğraşabilir. Kuşkusuz, tedaviyi kolaylaştırabilecekleri için, düzenli işler çok daha iyidir.<br />
Bazı okullara şeker hastalarının girişi yasak olduğu için, bu hastalar bazı mesleklerle uğraşamaz&#8211;lar.<br />
Bazı meslekler de, ihtilatlar oluşursa, hastaya bir düzen sağlanamayacağı için (sözgelimi göz ih-tilatları belirdiğinde kesin ölçüler isteyen bir meslek) bırakılmalıdır.<br />
<strong>Şeker hastalığı ve otomobil kullanımı</strong><br />
Kan şeker düzeyi düşmesine bağlı rahatsızlıklar ve göz ihtilatları nedeniyle, otomobil kullanımı son derece sınırlandırılmalıdır. Bunun için, uzun süre kullanmaması ve her 2 saatte bir durmayı bilmesi öğütlenir. Acıkırsa, rahatsızlaşırsa, başı dönerse, şeker hastası otomobilini durdurmalı ve bir parça şeker yemelidir. Ayrıca, düzenli olarak göz denetiminden geçmesi öğütlenir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong><br />
Kendine dikkat eden bir şeker hastası, aşağı yukarı normal bir yaşam sürebilir. Buna karşılık, kendine iyi bakmayan bir şeker hastası sakat olabilir.<br />
Hekim,bir tedavi önerir ama, tedaviyi izleyecek, perhizi yapacak, insülin iğnelerini uygulayacak ya da hapını yutacak, sidiğini düzenli olarak inceleyecek ve gene düzenli biçimde hekime gidecek olan, hastanın kendisidir. Dolayısıyle, şeker hastasının eğitilmesi son derece önemlidir.</p>
<p><strong>SOK DURUMU</strong><br />
Şok durumunu, ilerleyici biçimde yerleşen, her zaman kendiliğinden ölüme doğru gelişen ve oksijensizliğe bağlı hücre bozukluğuyla yansıyan, başlı başına bir hastalık gibi tanımlayabiliriz.<br />
Kökeni ister kanama, ister ameliyat ya da travma olsun, her zaman aynı biçimde yerleşir ve her zaman ağrının ciddileştirdiği bir kan yitimine bağılıdır. Hayem&#8217;in, köpekte kanama şoku üstüne yaptığı deneyler şunları ortaya koymuştur:<br />
— ayakta duran bir köpeğin kanının yüzde 30&#8242;u akarsa, apansız bir atardamar basıncı düşmesi olur;<br />
— hayvanm durumu değiştirilmezse,birkaç dakika içinde atardamar basıncı düşmesi ve beynin kanlanamaması nedeniyle ölür;<br />
— aynı deney, yatan bir köpekte gerçekleştirilirse, bayılmaya yolaçmayan bir atardamar basıncı düşmesi gözlenir ve yitirilen kan miktarı yeniden verilirse, hayvan, hiç bir iz kalmaksızın iyileşir; kanamadan bir süre geçtikten sonra (3 saat kadar), yitirilen kan yeniden verilse bile, atardamar basıncı geçici olarak yükselse de, hayvan ölümden kurtulamaz; yani kansızlıkla bağmtısız ve şok durumunu belirleyen bozunlar oluşmuştur.</p>
<p><strong>Köpeğin otopsisi şu bozunları gösterir:</strong><br />
— ince barsak mukozasında kan toplanmıştır ve doku ölümü vardır;<br />
— karaciğerde kan toplanmıştır ve lopçukların çevresindeki damarlarda, hücrelerin doku ölümüne uğradığı bölgeler vardır;<br />
— böbrek kabuk maddesinde kan toplanmıştır ve böbrek borularında bozunlar vardır;<br />
— akciğerlerde kan toplanmıştır, bazen iltihap hücrelerinin kümelenmesi ve trombozlu bölgeler vardır;<br />
— kulakçık ve karıncıklarda kalp içzarı altında kanama ya da doku ölümleri görülmektedir;<br />
— bazen tek ya da iki yanlı böbreküstü bezi doku ölümü gözlenir.</p>
<p><strong>NEDENLER</strong><br />
Hücresel dolaşım bozukluğu ve oksijenlenme yetersizliği sözkonusudur. Hücre oksijensizliği, kan dolanımı düzensizliğinin doğrudan bir sonucudur. Ciddi dolaşım ve metabolizma bozukluklarıyla birliktedir. Geri dönüşsüz doku ve hücre bozunlarına yolaçar.<br />
Kendiliğinden evrimi, geri dönüşsüz bir duruma doğru olan bu bozunlar, organizmanın saldırıya karşı sinirsel-hormonsal yanıt mekanizmasının yitimine bağlı olduğu sanılmaktadır. Şokun başlangıcında kan kûrtizolünün ve katekolaminlerin artışıyla yansıyan hipotalamus-hipofiz-böbreküstü bezelerinin aşırı salgı yapması ve damar çevresindeki sempatik liflerin gerginliğinin artması, kan dolaşımının daha da bozulmasına yolaçar.<br />
Şok tablosu, ciddi küçük dolaşım bozuklukları ve pıhtılaşma bozukluklarını birleştirir; bu da ciddi metabolizma bozukluklarına ve organlarda doku bozukluklarına yol açar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/seker-hastaliginda-ne-yapmak-gerekir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süreğen Yaygın Eklem Romatizması</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/suregen-yaygin-eklem-romatizmasi.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/suregen-yaygin-eklem-romatizmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 10:10:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[romatizma]]></category>
		<category><![CDATA[süreğen]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[SÜREĞEN YAYGIN EKLEM ROMATIZMASI Romatizmalarin en sik raslananidir. Çocuklardan yaslilara kadar her yastan erkek ve kadinlarda (ozellikle kadinlarda), her irkta ve her ülkede görulür. Hastalıgin dogal egilimi eklemleri yikmaktir; bu yüzden, tedavi edilmezse bir-kac yil icinde büyük sakatliklara yolacar. iltihaplanma önleyici ilaclarin bulunma-si, hastalanan eklem zan kesesini yikmak icin izotoplar kullanilmasi gibi bazi buluslar, sabirli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SÜREĞEN YAYGIN EKLEM ROMATIZMASI</strong></p>
<p>Romatizmalarin en sik raslananidir. Çocuklardan yaslilara kadar her yastan erkek ve kadinlarda (ozellikle kadinlarda), her irkta ve her ülkede görulür.<br />
Hastalıgin dogal egilimi eklemleri yikmaktir; bu yüzden, tedavi edilmezse bir-kac yil icinde büyük sakatliklara yolacar. iltihaplanma önleyici ilaclarin bulunma-si, hastalanan eklem zan kesesini yikmak icin izotoplar kullanilmasi gibi bazi buluslar, sabirli cabalarin meyvesidir. Altin tuzlan, sitma ilaclari, penisilamin gibi buluslarsa, biraz da raslanti urunudür ve ilaçlarin nasil etki gosterdigi, ancak kul-lanildiktan sonra anlasilabilir.<br />
Kuskusuz, ilerlemeler birbirini izleyecektir ve bu tür bir hastalik sbzkonusu oldugunda, gerçekten kokten bir tedavinin bulunabilecegi düsunülebilir. Günümuzde henüz boyle kokten bir tedavi yoktur; ama tedavinin gidisini kolaylastiran pekçok İlaç, ortopedik ve cerrahi yöntem vardir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/suregen-yaygin-eklem-romatizmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suçiçeği</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/sucicegi.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/sucicegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 10:08:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alerjik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[suçiçeği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[SUÇİÇEĞİ 2-7 yaşları arasında çocuklarda görülen bulaşıcı ve iyicil bir enfeksiyon hastalığıdır. Aynı zamanda zonaya da (kuşaklama) yolaçan bir virüsün sonucudur. Suçiçeğinin geleceği iyidir-, ama döküntülerin kabuklarının koparılmama-sı gerekir; kabuklar koparılırsa deride izler kalır. Kortizon tedavisi gören bir kimse suçiçeği hastalığına yakalandığında, kortizon tedavisinin hastalık nedeniyle yarıda kesilmesi, çok ciddi ve tehlikeli ihtilatlara yolaçabilir. NEDENLER [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SUÇİÇEĞİ</strong><br />
2-7 yaşları arasında çocuklarda görülen bulaşıcı ve iyicil bir enfeksiyon hastalığıdır. Aynı zamanda zonaya da (kuşaklama) yolaçan bir virüsün sonucudur. Suçiçeğinin geleceği iyidir-, ama döküntülerin kabuklarının koparılmama-sı gerekir; kabuklar koparılırsa deride izler kalır. Kortizon tedavisi gören bir kimse suçiçeği hastalığına yakalandığında, kortizon tedavisinin hastalık nedeniyle yarıda kesilmesi, çok ciddi ve tehlikeli ihtilatlara yolaçabilir.</p>
<p><strong>NEDENLER</strong></p>
<p><em><strong>Sorumlu etken</strong></em><br />
Suçiçeği, temel yapısı DNA (dezoksiribonükle-ik asit) olan «Poxvirus varicellae» adlı bir virüsün sonucudur. İlk olarak 1952 yılında, °Weller tarafından üretilen bu virüs, hücreler üstüne ekildiğinde ağır ağır çoğalır.</p>
<p><em><strong>Bulaşma</strong></em><br />
Suçiçeği, bir hastadan ötekine doğrudan doğruya hava yoluyla, tükürük damlacıkları aracılığıyla bulaşır. Bulaşıcılık süresi döküntüden 4 gün önce başlayarak, döküntünün 5. gününe kadar sürer. Zona (kuşaklama) hastalığı olan kimseler, virüsü çevrelerindeki çocuklara bulaştırarak, suçiçeği salgınları başlamasına neden olabilir.<br />
Hastalığın, döküntü kabukları aracılığıyla bulaşma özelliği, çiçek hastalığında olduğu kadar kesin değildir.<br />
Suçiçeği çoğunlukla 2-10 yaşları arasındaki çocukları etkilemesine karşılık, büyüklerde de görülebilir. Hastalığın 6 aylıktan küçük çocuklara bulaşmasına, anneden geçen bağışıklık nedeniyle çok ender raslanır.<br />
Bütün belirtilerle birlikte hastalık bütünüyle sona erdikten sonra, bedende kesin ve çok uzun süreli bir bağışıklık oluşur. Yani suçiçeğinin ikinci kez tekrarlamasına son derece ender raslanır.<br />
Kortizon tedavisi gören çocukların (kan hastalıkları; astım-, alerji) virüse karşı çok duyarlı olduklarını önemle belirtmek gerekir. Bu çocuklar, suçiçekli hastalardan elden geldiğince uzak tutulmalıdır.</p>
<p><strong>TEŞHİS Klinik belirtiler</strong></p>
<p><em><strong>Kuluçka dönemi</strong></em><br />
Bir suçiçeği hastasıyla temastan sonra, 13-16 gün süren bir kuluçka devresi başlar. Bu dönemde hiç bir belirti görülmez.</p>
<p><em><strong>Yayılma dönemi</strong></em><br />
36-48 saatlik hafif bir ateşle kendini gösteren bu dönem, çoğunlukla farkedilmeden geçer. Bazen ateşle birlikte, kızıl&#8217;ı andıran yaygın lekeler ortaya çıkabilir. Ancak bunlar kısa süre sonra yiter.</p>
<p><em><strong>Yerleşme dönemi</strong></em></p>
<p><em><strong>Kırmızı döküntü</strong></em><br />
Şöyle gelişir:<br />
— 1. gün lekeler (düz kırmızı lekeler) ve küçük deri çıkıntıları ortaya çıkar;<br />
— 2. gün lekelerin yüzeysel bölümleri, bir damlayı andıran; hafifçe bombeli, açık renk bir sıvıyla dolu bir kesecikle kaplanır;<br />
— 3. gün kesecik içindeki sıvı önce bulanır, sonra soluk bir renk alarak kurumaya başlar. Keseciğin ortasında göbekli bir bölüm belirebilir. 4. -5. günlerde üstü bir kabukla örtülür; bu sırada çocukta bozunlan kaşıma isteği doğar;<br />
— 10. gün, çocuk hiç kaşımamışsa, kabuk hiç bir iz bırakmadan kahverengi pullar halinde düşer.<br />
Dökmelerin çıktığı birinci günden sonraki 3-4 günde yeni dökmeler ortaya çıkar; böylece, deride dökmelerin bütün gelişim evreleri birarada görülebilir (çiçektekinin tersine). Sözgelimi, bir lekenin yanında bir kesecik ya da bir kabuk görülebilir. En sık belirdikleri yerler yüz ve kafa derisi, en az görüldükleri yerler de el ayaları ve ayak tabanlarıdır. Küçük deri çıkıntısından keseciğin, kesecikten de irinli kesecik ve kabuğun gelişmesi çok hızlıdır (birkaç saat içinde gerçekleşebilir). Genellikle dökmeler 3-4 nöbette gelişir ve son nöbetten sonra ateş düşer.</p>
<p><em><strong>Ağız ve boğazdaki bozunlar</strong></em><br />
Ağız içinde yanak, dil ve yutak mukozaları üstünde kesecikler ortaya çıkabilir. Kısa sürede çatlayarak yerlerini az ya da çok ağrılı, beyaz renkli yaralaşmalara bırakırlar. Göz kapakları sümüksel zarında ve küçük kızların dış üreme organları mukozalarında da çok ağrılı keseciklere raslanabilir. Çok ender olarak, kesecikler gırtlak mukozası üstünde de yerleşebilir.<br />
<em><strong>Hastalık sırasında genel durum</strong></em><br />
Çocuğun yapısına göre değişir. Bazen ne bir ateş, ne de bir yorgunluk ve halsizlik belirtisi vardır; bazense ateş 40°C&#8217;a kadar yükselerek çocuğu bitkin düşürür (kabukların düşme döneminde ateş de düşer).</p>
<p><em><strong>Tamamlayıcı muayeneler</strong></em><br />
Kan sayımında elde edilen değerler genellikle normaldir; ama akyuvar sayısında bir azalma görülebilir.<br />
Teşhisle ilgili sidik ve kan incelemelerini, zona hastalığı bölümünde gözden geçireceğiz.</p>
<p><strong>EVRİM</strong><br />
Hastalığın evrimi genellikle iyidir. Hastalar 10 günden kısa sürede iyileşir; ama bazen hastalık sırasında bazı ihtilatlar ortaya çıkabilir.</p>
<p><em><strong>Deri ihtilatları</strong></em><br />
Stafilokok ya da streptokok bakterileri, keseciklerde ikincil enfeksiyonlara neden olabilirler. Bu durumda yerel ve genel antibiyotik tedavisi iyileşmeyi sağlar, ama geride birkaç iz kalır.</p>
<p><em><strong>Mukoza ihtilatları</strong></em><br />
Hastalık göz sümüksel zarım, hattâ bazen saydam tabakayı (saydam tabaka iltihabı) etkileyebilir ve gözde lekeler ortaya çıkar. Bazı hastalarda, döküntülerin gırtlağa yayılmasının yolaçtığı gırtlak iltihabı sonucunda, şiddetli ama geçici bir soluk darlığı görülür.</p>
<p><em><strong>Akciğer ihtilatları</strong></em><br />
Ender raslanan akciğer ihtilatları, hastalığın ilk günlerinde (1.-5. günler arası) ortaya çıkarlar. Hasta soluk almada güçlük çeker, sürekli olarak ök-sürür, tıkanacak gibi olur. Soluk alıp verişi çok hızlanmış, morarmış ve atardamar basıncı düşmüştür. Akciğer filmlerinde, bütün ciğere yayılmış çok küçük benekler biçiminde saydamsız noktalar görülür. Akciğer ihtilatlarmm evrimi çocuklarda hafiftir ve 4-6 gün içinde iyileşir. Ama ergenlik çağındaki ya da erişkin hastalarda oldukça ciddidirler (zatürre).</p>
<p><em><strong>Sinir ihtilatları</strong></em><br />
Hastalığın beşinci günlerine doğru (bazen döküntü öncesinde) çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilirler:<br />
&#8216; — döküntü sonrası 2. &#8211; 9. günler arasında beyin iltihabı;<br />
— gene döküntü sonrasında çocukta dengesiz hareketler, titreme, yürürken sendeleme, dengesizlik ve şiddetli ateş belirtileri (bütün bu belirtiler; bazı beyincik urlarının oluşum dönemlerindekiler-le büyük benzerlik gösterirler. Beyin elektrosu ve belkemiğine iğneyle girilerek alman omurilik sıvısının incelenmesi, düzensizlikleri ortaya koyar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/sucicegi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kazainsi Zatürre Teşhisi</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/kazainsi-zaturre-teshisi.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/kazainsi-zaturre-teshisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2011 16:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kazeinsi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[Teşhis Başlangıç evresinin klinik belirtileri Dıştan sağlıklı görünen ya da bir süredir genel durumu bozulmuş bir kişide hastalık apansızın başlar. Yerleşme evresinin klinik belirtileri Hastada uçuk yoktur; düz bir ateş görülür. Parmakla vurarak muayenede mat seslilik algılanır. Dinlemeyle muayenede kuru railer ve boru üfürü-mü işitilir. Bütün bunlar zatürreyi akla getirir. Ama kan sayımı, akyuvarlarda hafif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p><em><strong>Başlangıç evresinin klinik belirtileri</strong></em></p>
<p>Dıştan sağlıklı görünen ya da bir süredir genel durumu bozulmuş bir kişide hastalık apansızın başlar.</p>
<p><em><strong>Yerleşme evresinin klinik belirtileri</strong></em></p>
<p>Hastada uçuk yoktur; düz bir ateş görülür. Parmakla vurarak muayenede mat seslilik algılanır. Dinlemeyle muayenede kuru railer ve boru üfürü-mü işitilir. Bütün bunlar zatürreyi akla getirir.</p>
<p>Ama kan sayımı, akyuvarlarda hafif bir artış bulunduğunu gösterir. Genellikle böyle bir tablo karşısında zatürre teşhisi konur ve hastaya verem basillerine özgü olmayan antibiyotikler verilir. Tedavinin etkisiz kalması ve klinik belirtilerin ge-rilemeyişi, veremi akla getirir.</p>
<p><strong>Tamamlayıcı muayeneler</strong></p>
<p>Röntgen filminde yoğun, türdeş az ya da çok yaygın bir saydamsız alan görülür.</p>
<p>Balgamda verem basili aranır; ama genellikle, basillerin açığa çıkarılması başlangıçta güçtür.</p>
<p><strong>Tedavi</strong></p>
<p>Çok ender görülen bu hastalıkta iyi bir tedavi uygulandığında, verem ilaçları ve çeşitli kortizonlu ilaçlar sayesinde ateş düşer ve hasta akciğer alanı yavaş yavaş düzelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/kazainsi-zaturre-teshisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Tanecikli (Miliyer) Verem Teşhisi</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/kucuk-tanecikli-miliyer-verem-teshisi.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/kucuk-tanecikli-miliyer-verem-teshisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2011 16:29:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[miliyer]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=214</guid>
		<description><![CDATA[Teşhis Tipik biçim, birincil verem sonrası genel küçük tanecikli veremdir. Son derece niteleyici olmakla birlikte, günümüzde en sık raslanan biçim değildir. Başlangıç evresinin klinik belirtileri Başlangıç yorgunluk, ateş artışı, baş ağrıları, burun kanaması (epistaksis) ile birlikte ilerleyici olabilir. Başlangıç apansız olduğunda, titremeler, yüksek ateş, kırıklık görülür. Bütün bunlar, dıştan sağlıklı görünen bir kişide ortaya çıkar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p>Tipik biçim, birincil verem sonrası genel küçük tanecikli veremdir. Son derece niteleyici olmakla birlikte, günümüzde en sık raslanan biçim değildir.</p>
<p><strong>Başlangıç evresinin klinik belirtileri</strong></p>
<p>Başlangıç yorgunluk, ateş artışı, baş ağrıları, burun kanaması (epistaksis) ile birlikte ilerleyici olabilir. Başlangıç apansız olduğunda, titremeler, yüksek ateş, kırıklık görülür. Bütün bunlar, dıştan sağlıklı görünen bir kişide ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Yerleşme evresinin klinik belirtileri</strong></p>
<p>2-3 haftada tipik tablo yerleşir..</p>
<p><strong>Genel belirtiler</strong></p>
<p>Ateş 39°-40°C dolayında yerleşir. İnişli-çıkışlı-dır, nabız da ateşle orantılıdır. Yorgunluk genellikle önemlidir ve zayıflama erken dönemde ortaya çıkar.</p>
<p><strong>İşlevsel belirtiler</strong></p>
<p><strong>• Sindirim sistemi belirtileri</strong></p>
<p>Çeşitlidir: Bulantı, karın ağrıları, ishaller, dalak büyümesi (splenomegali), karında şişkinlik.</p>
<p><strong>• Solunum sistemi belirtileri</strong></p>
<p>Solunum ritmi, belli belirsiz artar. Öksürük vardır. Dudaklar çevresinde ve tırnaklar düzeyinde hafif bir siyanoz (morarma) görülür.</p>
<p><strong>Fiziksel belirtiler</strong></p>
<p>Dil temiz ve nemlidir. Parmakla vurarak muayenede bazen tabanlarda bir mat seslilik algılanır. Bu, genellikle iki taraflı olan bir akciğer zarı boşluğunda sıvı toplanmasını gösterir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/kucuk-tanecikli-miliyer-verem-teshisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Tanecikli (Miliyer) Verem</title>
		<link>http://www.tamsaglik.net/kucuk-tanecikli-miliyer-verem.html</link>
		<comments>http://www.tamsaglik.net/kucuk-tanecikli-miliyer-verem.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2011 16:25:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[miliyer]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tamsaglik.net/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[Bu terim akciğerlerde olduğu kadar öteki organlarda da görülen beneksi öğelerin küçük boyutlu oluşu (darı tanesi büyüklüğünde) ve bozunların yaygınlığı ile nitelenen verem biçimini gösterir. Bu verem biçimi özellikle süt çocuklarında ve yaşlılarda görülür. Yeni doğanlarda ender raslanır. Nedenler Mikropların yayılması kan dolaşımı yoluyla ve bronşlar yoluyla olur. Kan dolaşımı yoluyla yayılma Çıkış noktası genellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu terim akciğerlerde olduğu kadar öteki organlarda da görülen beneksi öğelerin küçük boyutlu oluşu (darı tanesi büyüklüğünde) ve bozunların yaygınlığı ile nitelenen verem biçimini gösterir.</p>
<p>Bu verem biçimi özellikle süt çocuklarında ve yaşlılarda görülür. Yeni doğanlarda ender raslanır.</p>
<p><strong>Nedenler</strong></p>
<p>Mikropların yayılması kan dolaşımı yoluyla ve bronşlar yoluyla olur.</p>
<p><strong>Kan dolaşımı yoluyla yayılma</strong></p>
<p>Çıkış noktası genellikle küçük ve bilinmeyen, kazeinsi bozunlu bir odaktır. Odaktaki yarık, verem basillerinin kan dolaşımına karışmasına yol açar. Basiller kan dolaşımından organlara yayılır ve bozunlar oluşturur.</p>
<p><strong>Bronşlar yoluyla yayılma</strong></p>
<p>Akciğer alanının bir bölümünde yerleşmiş za-türre odaklarını açıklar.</p>
<p>Basiller bir kovuktan kaynaklanabilirler: Antibiyotiklerin kullanılmasından bu yana bu olay seyrekleşmiştir.</p>
<p>Basiller, delinen lenf düğümlerinden de gelebilir. Bu biçim daha çok süt çocuklarında görülür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tamsaglik.net/kucuk-tanecikli-miliyer-verem.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

