Kemikler ve Eklemler
Romatizma Yunanca «rheus», akıyorum sözcüğünden gelir; terimi XIX. yüzyılda tıp diline sokan Baülou, bununla günümüzde iltihaplanma dediğimiz akıntıyı belirtmek istiyordu.
Bu bakımdan, romatizmabilim öteki uzmanlık dallarının tersine, ilgili organla tanımlanabilecek bir dal değildir. İltihaplanma sürecinin baş yeri tuttuğu hastalıkları inceleyen ve biraraya getiren bir uzmanlık dalıdır.
Aslında, günümüzdeki anlamıyla romatizmabilim hem bir organla, yani hareket organıyla ilgili bir uzmanlık dalı, hem de bütün organizmayı ilgilendiren iltihaplanmanın bilimidir. Bu nedenle, birçok ülkede iç hastalıklarına bağlı bir bölüm sayılmaktadır. Ama çeşitli ülkelerde, romatizmabilim kürsüleri günden güne yaygınlaşmaktadır. Ağrılı bir hasta olan (bazen kötürüm),ama çok ender olarak ölüm tehlikesi içinde bulunan romatizmalı kişi, eskiden daha ağır ya da daha «ilgi çekici» hastalar arasında unutulur giderdi. Ama birkaç Öncü araştırmacı, romatizma hastalıklarını sınıflandırarak «eklem iltihabı hastalığı» karmaşasına bir açıklık getirdiler. Günümüzde romatizmabilimin alanı oldukça geniş, romatizma hastalıklarının çeşitleri ve hasta sayısı da oldukça çoktur. Hastalık, yolaçtığı çalışma günü yitimi ve sakatlıklar bakımındansa, gerçek bir toplumsal yıkımdır. Günümüzde, dünyada pekçok hekim ve araştırmacı romatizma hastalıkları üstünde çalışmaktadırlar. Tedavide sağlanan ilerlemeler, kamu gözünde pek parlak görünmese de, oldukça hızlıdır. 15 yılı aşkın bir süreden bu yana, romatizma hastalıklarında bilimsel araştırma evresine ulaşılmıştır.
Çoğunlukla bir ilerleme, bir buluş, çok sayıda olan romatizma hastalıkları arasından yalnızca birini ilgilendirir. Bu nedenle, romatizmayı ağrı veren ve hareketi kısıtlayan tek bir hastalık sanan romatizmalı hastaların çoğunluğu, söz konusu buluşun kendilerini ilgilendirmediğini anlayınca, büyük bir umut kırıklığına uğramaktadır.
Ama romatizma hastalıklarının tanınmasında ve tedavisinde elde edilecek en büyük ilerlemeler, yalnızca şu ya da bu parlak buluşa değil, aynı zamanda, özellikle tek hasta üstünde yayılan bir ekip çalışmasına, yani romatizma uzmanlarının, ortopedi uzmanı cerrahların, fizik tedavi uzmanlarının ve yönetim servislerinin ortak çalışmasına bağlıdır.
Bazı önemli romatizmalarda sonuç ancak, aylar süren, elden geldiğince kısaltılmaya çalışılan hastanede yatmayı, bazı cerrahi girişimleri ve fizik tedaviyi, v.b. gerektiren planlı bir tedaviden sonra elde edilir.
Çok sayıda olmakla birlikte romatizma hastalıkları bazı büyük başlıklar altında toplanabilir. Biz de bugünkü durumu gözönünde bulundurarak gelecekle ilgili bazı görüşlerimizi belirteceğiz. Sözkonusu hastalık gruplarını, en çok görülenleri öne alarak birer birer inceleyeceğiz.
TRAVMA SONRASI VE YOZLAŞTIRICI HASTALIKLAR
Bunlar en sık görülen romatizma hastalıklarıdır ve yaşamı süresince bunlardan hiç değilse birine tutulmamış insan çok azdır. Bu hastalıklar 3 büyük gruba ayrılabilir:
— eklem dışı romatizmalar;
— yozlaştırıcı eklem romatizmaları (artrozlar);
— yozlaştırıcı omurlararası disk hastalıkları.
Eklem dışı romatizmalar, kiriş iltihaplan,eklem yastık ve kesecikleri iltihapları (bursitis)
Bazen çok ağrılı olan, bazen de yalnızca bazı hareketleri kısıtlayan bu hastalıklar, kirişin (tendon) zedelenmesi sonucunda ortaya çıkarlar ve günümüzdeki ilaçlarla ve olanaklarla kısa sürede düzeltilirler.
Bu alandaki ilerlemeler oldukça önemlidir; çünkü, kasları kemiklere bağlayan yüzlerce kiriş arasından herhangi birinin ağır bir hareket ya da yorulma sonucu zedelenmesini nasıl bir buluşun önleyebileceği bilinmemektedir. En iyi önlem kuşkusuz, kasların iyi bakılması ve korunmasıdır.
Bazı kiriş iltihaplarının (tendinit) kalıcı olması, hastaya çaresiz bir hastalığa ya da içini kemiren bir kansere tutulduğu sanısını verir ve bu korku, duyulan rahatsızlıktan daha ciddi olur.
Yozlaştırıcı eklem romatizmaları
Yozlaştırıcı eklem romatizmaları (artrozlar), eklem kıkırdağının aşınmasının sonucudurlar. En rahats.ız edici olanları, bedenin ağırlığını taşıyan eklemlerle ilgilidir: Kalça, diz eklemleri. Yozlaştırıcı eklem romatizmalarının yarıdan çoğu, doğuş-
tan oluşum bozukluklarına bağlıdır. Bu yüzden, sözkonusu bozukluklar daha ilk ağrılarla tanınabilir ve ekleme normal biçimi verilerek bozukluk giderilebilir. Gelecekte, sistemli muayenelerin ve tıp ekiplerinin düzenli çalışması sayesinde, bu tür oluşum bozukluklarının daha erken teşhisi sağlanabilecektir.
Kıkırdağın aşınması, kötü niteliğinden ya da metabolizma , bozukluğundan da ileri gelebilir.
Bu alandaki bilgiler oldukça azdır; ama kısa sürede gelişmesi beklenmektedir. Çünkü araştırmacılar, son yıllarda yozlaştırıcı eklem romatizmasının biyokim-yasıyla ilgilenmeğe başlamışlardır. Ama tedavi alanında aşılması gereken yol henüz çok uzundur. Bununla birlikte, bir eklem normal haline getirilemese de bir protezle değiştirilebilir.
Bu alanda ilk denemelerin başarısızlığı geçmişte kalmıştır. Günümüzde hekimler ve cerrahlar protez takmada sakınımlı davranıyor ve bunu ancak sakatlar için öngörüyorlarsa da, kimyacıların, metalürji uzmanlarının, fizyoloji uzmanlarının ve cerrahların çalışmaları, her gün yeni başarılarla süslenmektedir.
İyi seçilmiş, iyi hazırlanmış hastalar bu girişimlere daha iyi katlanmakta, pro* tezden yararlanan yozlaştırıcı eklem romatizması tiplerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. Direnci ve aşınması ölçülebilen mekanik modellerin yapımı ve bedenin bunlara karşı davranışını anlamak için hayvanlar üstünde yapılan deneyler, protezlerin insanda tam bir güvenlikle kullanılmasına olanak sağlamaktadır.
Omurlararası disk bozunları
Lumbagoya, siyatiğe ve çeşitli sinir ağrılarına yolaçarlar.
Bu ağrılı hastalıklara tutulmuş hastalar felç olmaktan korkarlar ve ağrılara bir de bu kaygı eklenir.
Aslında bu hastalıklar çok ciddi değillerdir; ilaç tedavisi ve hareket tedavisiyle hastaların 10′da 9′u iyileştirilmektedir. Disk fıtığının cerrahi yoldan çıkarılması tn kesin tedavi yoludur. Bununla birlikte, dayanıksız bir omurga, aşırı çabayı gerektiren birçok meslekte önemli bir engel oluşturmayı sürdürmektedir.
Süreğen omurga ağrılarını teşhis yöntemlerinde yeni ilerlemelere gerek vardır. Gerçekten, şiddetli bir siyatiği hangi diskin yaptığını anlamak nispeten kolaysa da, süreğen bel ağrılarının teşhisinde birçok güçlükle karşılaşılmaktadır. Bu durum, tedavi yönteminin seçilmesini de etkilemekte ve çoğunlukla, orta derecede başarılarla yetinmek zorunda kalınmaktadır.
Bu alanda gerekli ilerlemelerin gerçekleştirilebilmesi için, romatizma uzmanı, röntgen uzmanı, cerrah, fizik tedavi uzmanı, hattâ ruh hekimleri arasında bir eşgüdüm sağlanması gereklidir; çünkü sıkıntı ve çöküntü içinde bulunan hasta, çoğunlukla kaygılarının ağırlığını taşıyan omurgasından acı çeker.
Romatizma hastalıklarının 3/4′ü bu çeşit hastalıklar, geri kalan dörtte biriyse, iltihap ve metabolizma kökenli romatizmalardır.
İLTİHAP VE METABOLİZMA KÖKENLİ ROMATİZMALAR
Bu romatizmalar, öncekiler gibi yerel hastalıklar değillerdir. Bütün eklem sis-
temi hastalanabilir ve hastalık bazen kalp,göz, deri, böbrek,v.b. başka organlara da yayılabilir. Yaşlılık bir neden değildir.
Bu romatizmalar çok çeşitlidir (günümüzde 50′den çok çeşidi bilinmektedir); bu konudaki bilgiler ilerledikçe, günümüzde tek bir hastalık sayılanların içinden birçoğunun birarada bulunduğu anlaşılarak, bu sayı artacaktır.
Bu durum, hastaların klinik muayenelerinin çok özenle yapılmasının yanısıra, giderek karmaşıklaşan biyolojik incelemeler de uygulanmasını gerektirir.
SÜREĞEN YAYGIN EKLEM ROMATİZMASI
Romatizmaların en sık raslananıdır. Çocuklardan yaşlılara kadar her yaştan erkek ve kadınlarda (Özellikle kadınlarda), her ırkta ve her ülkede görülür.
Hastalığın doğal eğilimi eklemleri yıkmaktır; bu yüzden, tedavi edilmezse birkaç yıl içinde büyük sakatlıklara yolaçar. İltihaplanma önleyici ilaçların bulunması, hastalanan eklem zarı kesesini yıkmak için izotoplar kullanılması gibi bazı buluşlar, sabırlı çabaların meyvesidir. Altın tuzları, sıtma ilaçları, penisilamin gibi bu-luşlarsa, biraz da raslantı ürünüdür ve ilaçların nasıl etki gösterdiği, ancak kullanıldıktan sonra anlaşılabilir.
Kuşkusuz, ilerlemeler birbirini izleyecektir ve bu tür bir hastalık sözkonusu olduğunda, gerçekten kökten bir tedavinin bulunabileceği düşünülebilir. Günümüzde henüz böyle kökten bir tedavi yoktur; ama tedavinin gidişini kolaylaştıran pekçok ilaç, ortopedik ve cerrahi yöntem vardır.
KİREÇTİ OMURLARARASI BAĞ İLTİHABI
Kireçli omurlararası bağ iltihabı ya da sertleştirici omurga romatizmasına,
yaygın eklem romatizması kadar sık raslanmaz; erkeklerde raşlanma oranı yüzde
90′dır; teşhis ve tedavisi konularında büyük ilerlemeler gerçekleştirilmiştir ve iyi tedavi edilen hastaların çoğu normal bir yaşam sürebilirler.
Bu hastalıkta omurlararası bağlar ve omurlar sıkıca birbirine yapışır; sonuçta omurga sertleşir ve hareketsiz kalır. Bu hastaların yüzde 80′inin hücrelerinin yüzeyinde normal insanların ancak yüzde 4′ünde raslanan HLA W27 antijeninin bulunmasıyla, eskiden beri ileri sürülen soyaçekim kavramı bilimsel bir temele oturtulmuştur.Bu buluşun, araştırmalara yeni bir atılım kazandıracağına kuşku yoktur.
Bir deri hastalığıyla, sözgelimi sedef hastalığıyla birlikte olan romatizmalar, bu hastalığın Özelliklerini gösterirler.
Bu arada yalnızca kanamalı göden barsağı-kalın barsak iltihabı gibi barsak hastalıklarıyla ya da gonokok (belsoğukluğuna yolaçan bakteri), brusella (malta-hummasına, yolaçan bakteri) ve streptokok enfeksiyonlarından (kızıl, bademcik iltihabı, böbrek iltihabı) ileri gelen eklem iltihaplarıyla birlikte görülen romatizmalar ya da bazı akciğer urlarıyla birlikte görülen ilgi çekici bir romatizma sayılabilir.
Bu romatizmaların ikisi biraz açıklama gerektirir: İvegen eklem romatizması;
yaygın döküntülü lupus.
İvegen eklem romatizması İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar son derece yaygın bir hastalıktı. Çocuklarda ve ergenlik çağındakiler de görülen bu hastalık, önemli sayıda kalp hastalığından da sorumludur. Bu romatizmanın nedeni kısmen açıklığa kavuşturulmuştur. Hastalığın başlaması için bir streptokok enfeksiyonunun gerekli olduğu bilinmektedir. Ama bu enfeksiyonlardan bazıları İvegen eklem romatizmasına yolaçtığı halde, bazılarının neden yolaçmadığı (oysa tümü streptokoklara bağlı anjinlere yolaçarlar) hâlâ aydınlatılmamıştır.
20 yıldan bu yana, İvegen eklem romatizması giderek azalmaktadır. Romatizma başlamadan streptokoku yokeden penisilinin bulunmuş olması, kuşkusuz bunda büyük rol oynamıştır; ama tek etmen bu değildir.İvegen eklem romatizmasının gerilemesi, özellikle yaşama düzeyinin yüksek olduğu, yani iyi beslenmenin, gecekondu yokluğunun, iyi ısınmanın, v.b. streptokok enfeksiyonlarını azalttığı ülkelerde son derece belirgindir. İvegen eklem romatizmasının ve öteki romatizma hastalıklarının teşhisinde ilerleme sağlayan önemli bir etmen daha vardır. Bir süre önceye kadar, romatizmabilim öğretimi hemen hemen yoktu ve gerçekten bilinen tek hastalık, İvegen eklem rornatizmasıydi; üstelik, bütün İvegen romatizmalar, ayrım yapılmaksızın bu adla nitelenirdi. Günümüzdeyse, romatizmabilim tıp öğretiminin ana parçalarından biridir ve eskiden ender sayılan bazı hastalıkların, tanınmaları sayesinde, aslında sık raslanan hastalıklar oldukları anlaşılmıştır.
Adına karşın genellikle bir romatizma hastalığı olan yaygın döküntülü lupus, özellikle genç kızlarda görülen bir hastalıktır. Eskiden hızla ölüme yolaçan bu hastalık, günümüzde Hargrave hücrelerinin ve başka kan bozukluklarının araştırılmasıyla erkenden tanınabilmekte, böylece evrimi denetim altına alınarak, tehlikeli ihtilaflarından korunulabilmektedir.
Döküntülü lupus hastalığı, hedefi özel bir organ değil, bütün organizmaya yayılmış bagdokusu olan ((bagdokusu iltihaplarının belirgin örneklerinden biridir. Bu hastalık aynı zamanda, özbağışıklık hastalıklarının da örneklerinden biridir; çünkü, normalde organizmanın kendisine yabancı olana yönelik savunması, bireyin kendi özdokularına karşı harekete geçmektedir.
Döküntülü lupus üstüne yapılan araştırmalar, hastalıklar m çoğu konusundaki görüşlerde köklü değişikliklere yolaçmıştır ve gelecek 10 yıl içinde yeni bir devrimin beklenebileceği Öne sürülebilir.
METABOLİZMA KÖKENLİ ROMATİZMALAR
Bu metabolizma hastalıklarının tipik örneği damla (gut) hastalığıdır. Organizmanın aşırı ürik asit yüklenmesinden ileri gelen damla hastalığı konusunda büyük ilerlemeler gerçekleştirilmiş, hastalığa neden olan başlıca biyokimyasal mekanizmalar ortaya çıkarılmış ve her tip damla hastalığına uygun ilaçlar bulunmuştur. Elde ki olanakların gereğince kullanılması koşuluyla, bu çok ağrılı hastalığın yenilmiş olduğu söylenebilir.
KEMİK HASTALIKLARI
Kemik hastalıkları, römatizmabüimin gene çok geniş olan ikinci dalıdır.
İskeletin kötücül hastalıkları, çoğunlukla romatizmabilimde ele alınmalarına karşın, daha çok kanserbilimin ve kan hastalıkları biliminin alanına girerler. Gerekli ilerlemeleri bu bilim dallarındaki araştırmalar sağlamaktadır ve sağlayacaktır.
Ama kemiklerde kireçsizleşme yapıcı hastalıklar, kemik yumuşamaları, Paget hastalığı, doğuştan iskelet hastalıkları, oldukça sık görülen hastalıklardır. Kemik hastalıkları için yapılacak bir araştırma, öteki romatizma hastalıkları için yapılaşanlardan öylesine farklıdır ki, bu uzmanlık dalı içinde ayrı bir uzmanlığa gerek vardır.
Kemik, katılığına karşın bir kireç parçası değildir. Durmadan yenilenen canlı bir dokudur. Bu durum çocukta apaçık görülür; çünkü böyle olmasa çocuk büyüye-mez. Bu yenilenme, yaşam boyu sürüp gider ve pekçok şeyden etkilenir: Beslenme; sindirim; böbrekler ve içsalgılar (paratiroyit hormonu ve en son bulunan tirokalsitonin gibi özel hormonlar vardır).
Bu etmenlerden birinin ya da birçoğunun baskın oluşuna göre birçok değişik hastalık ve ona göre de değişik tedavi yöntemi ortaya çıkar. Romatizmabilim alanında yaptığımız bu hızlı gezintinin, okuyucuyu şu noktalarda aydınlatmış olacağını umut etmekteyiz:
(^Romatizmalı olmak», «eklem iltihaplı olmak» gibi sözlerin büyük bir anlamı yoktur;
şiddetli eklem ve yumuşak doku ağrıları her zaman ağır bir hastalığın belirtisi değildir (bunun tersi de doğrudur);
romatizmalar, yaşlılığın kötü bir sonucu değildir;
birçok romatizma, hastalığı günümüzde tedavi edilebilmektedir; ama bir romatizma tipine uygulanacak tedavi, bir başkasına uygulanmaz;
- çok ağır bir hastalığa yakalanılmış sanısına kapılarak herhangi bir roma-tizm.ayı gereksiz yere ciddileştirmemek gerekir;
romatizma hastalıklarının tedavisi her geçen gün ilerlemektedir ve dün tedavi ‘^ilemeyen hastalık bugün edilebilmektedir ya da yarın edilecektir.
Kisaca söylemek gerekirse, bu gibi durumlarda dostları ve tanıdıkları dinle-rnektense, bir hekime danışmak en akıllıca harekettir; çünkü dost ve tanıdıklar, sizdeki hastalığın kendilerinin geçirdiği hastalığın aynı olup olmadığını düşünmeksizin, sizi deneylerinden yararlandırmak isteyeceklerdir. Hekimse, sizdeki rahatsızlıkların bir romatizmadan ileri gelip gelmediğini kesinlikle belirleyebilecek tek kişidir.
